Üye Girişi
x

Giriş Başarılı.

Yanlış Bilgiler.

E-mail adresinizi doğrulamalısınız.

Facebook'la giriş | Kayıt ol | Şifremi unuttum
İletişim
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

Cumhuriyetin Genel Tanımı

Cumhuriyetin Genel Tanımı Hakkında Bilgi - Cumhuriyetin Genel Tanımı Nedir Özet


Araştırmalar



CUMHURİYETÇİLİK
Cumhuriyetin Genel Tanımı
Atatürkçülüğün temel ilkelerinin başında Cumhuriyetçilik gelir. Cumhuriyet bir devlet biçimidir. Cumhuriyette esas olan ilk öğe, devlet başkanının belli bir süre için seçilerek iş başına gelmesidir. Bu açıdan cumhuriyet başka bir hükümdarın bulunduğu devlet biçimlerinden(monarşilerden ayrılır). Monarşilerde devlet başkanı belli bir aile içinden çıkar, normal koşullar altında ölünceye gelinceye kadar iş başında kalır. Yerine aynı aileden bir başkası gelir. Her monarşide, aile içinden kimin hükümdar olacağı belli bazı kurallara göre saptanır. Cumhuriyette devlet başkanı belli bir süre içinde seçim ile iş başına gelir. Parlamentoyu oluşturan kişilerin de seçimle belirlenmesi gerekir. Bunlar, o toplumda yasa koyacak kişilerdir. Cumhuriyet biçiminin amaca uygun olarak gerçekleşmesi için belli bir olgunluk yaşına gelmiş her vatandaşın seçime katılması gerekir. Bu anlamıyla cumhuriyetler Amerika Birleşik Devletleri' nin kurulması ile doğmaya ve ancak Fransız inkılabından sonra yayılmaya başlamıştır. Gerçi ünlü düşünürler cumhuriyeti çok önceden kafalarında kurmuş ve tanımlamışladır. Ancak uygulama XIX. y.y. sonuna doğru ortaya çıkmıştır. Seçme ve seçilme hakkının tüm vatandaşlara tanınması ve uygulamaya geçilmesi ile gerçek cumhuriyet kurulmuş ve işlemeye başlamıştır. Gerçek cumhuriyet, demokratik hayatla gerçekleşir.
Atatürkçü Düşünce Sisteminde Cumhuriyetçilik Kavramı
Atatürk bir Cumhuriyet aşığı idi. Daha kimse bu kelimeyi ağzına almazken , genç Mustafa Kemal , padişahlık rejimine karşı çekinmeden saltanatın kaldırılıp cumhuriyetin kurulması gereğini söyleyebiliyordu. Atatürk , cumhuriyeti demokrasi içinde işleyen en ideal bir rejim olarak görmektedir. O şöyle söylüyor ; " Demokrasinin bütün anlamıyla ideali, milletin tamamının aynı zamanda yöneten durumda buluna bilmesi hiç olmazsa devletin son iradesini yalnız milletin ifade etmesini ve belirtmesini ister. Ne yazık ki milletlerin nüfus çokluğu, düşünce eğitimi ,düzeyleri idealin uygulanmasında, idealden büsbütün yoksulluğa yol açacak ihtiyatsızlıklardan kaçınmayı gerektirmektedir. Şu duruma göre demokrasi ilkesinin en modern ve mantıksal uygulamasını sağlayan hükümet biçimi , cumhuriyet
MİLLİYETÇİLİK
Ait olduğu milletin varlığını sürdürmesi ve yüceltmesi için diğer bireyler ile birlikte çalışmaya , bu çalışmayı ve bilinci , diğer kuşaklara da yansıtmaya " milliyetçilik " denir. Milliyetçiliğin en önemli öğesi millet olmaktır. Aynı toprak parçası üzerinde yaşayan insanların millet olması için ilk koşul ortak bir geçmişe , kader birliğine ortak bir gelenek hedefine sahip olmaktır. Bu , en tutarlı ve geçerli görüştür. Bu görüşü benimseyen Atatürk , milleti şöyle tanımlamaktadır: "Bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için " ... zengin bir hatıra mirasına , birlikte yaşamak hususunda ortak istekte samimi olmaya , sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdüre bilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına , gelecekte gerçekleştirilecek programın aynı olmasına , birlikte sevinmiş , birlikte aynı ümitleri beslemiş olmaya ... " İhtiyaç vardır."
Atatürk'e göre " Türk milliyetçisi gelişme ve ilerleme yolunda ve uluslar arası ilişkilerde bütün çağdaş milletlere paralel olarak , onlarla bir uyum içinde yürüyecektir. Ama bunu yaparken Türk milletinin özelliklerini , bağımsız kişiliğini koruyacaktır. Türk milliyetçisi diğer milletlerin hakkına , bağımsızlığına saygı gösterecektir. Ancak böylelikle diğer milletlerden de saygı görecektir. Kimsenin yurdunda gözümüz yoktur. Çünkü her milletin yurdu kutsaldır. Türk , büyük gücünü ancak haklarına saldırı olduğu zaman kullanacaktır. " Atatürk , yaşadığı sürece hep milliyetçiliği geliştirmeye çalışmıştır. " Ne Mutlu Türküm Diyene" sözü , milletimiz yaşadıkça anlamı yücelecek çok üstün bir görüşün simgesidir.
Milli Birlik ve Beraberliğin Anlamı ve Önemi
Milletimizi oluşturan bireyler bir bütüne bağlı parçalardır. İlk bakışta ayrı gibi duran parmaklar nasıl aynı ele , aynı kola bağlı iseler , bir birinden ayrı doğum yerlerine , mesleklere , mezheplere bağlı vatandaşlarda aynı milletin içinde , ona bağlı durumdadırlar. Milletimizin mensupları aynı gemide yol alan insanlara da benzetilebilir. Gemi su alırsa , yolcular arasında geçimsizlik ve kavga çıkarsa , yolculuk tamamlanamaz. Gemi batar. İşte milli birlik , vatandaşlarımızı ortak geleceğe doğru güvenlik içinde götürecek en büyük araçtır.
Milliyetçiliğin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar
Tarih boyunca hep birlik içinde yaşayan Türk milleti , Atatürk'ün getirdiği milliyetçilik anlayışı ile sarsılmaz bir bütün olmuştur. Belli bir ırka , mezhebe , siyasal görüşe dayanmayan , kendini içtenlikle Türk sayan herkesi kapsayan milliyetçiliğimiz , gerek kalkılmada , gerek zaman zaman düşülen bunalımları gidermede en etkili çare olmuştur ve olacaktır. İnsancıl Türk milliyetçiliği , milletimizi dış tehlikeler karşısında soğuk kanlı ve tam birlik içinde tutamakta , buda iç ve dış tehditler karşısında , devletimizi güçlendirmektedir.
HALKÇILIK
Atatürk Düşünce Sisteminde Halkçılık Kavramı
Bir milleti oluşturan , çeşitli mesleklerin ve toplumsal grupların içinde bulunan insanlara halk denir. Bu bakımsan halkçılık ilkesi , hem cumhuriyetçilik hem de milletçilik ilkelerinin zorunlu bir sonucudur. Atatürk'e göre millet ile halk aslında tek anlama gelmektedir. Halkçılık , millet içindeki çeşitli insan gruplarının çıkarına ve yararına bir siyaset izlemesi halkın kendi kendisini yönetmesidir. Halkçılık , cumhuriyetçiliğin doğal bir sonucudur. Cumhuriyet , halkın kendi yöneticilerini kendi içinden seçmesi anlamına gelmektedir. Böylece cumhuriyet rejimi , bir halk rejimi olmaktadır. Aynı biçimde, halkçılık , milliyetçiliğin bir sonucudur. Millet , halktan oluştuğuna göre , milliyetçilik , halkın mutluluğu için çalışmak , ortak geçmişe ve geleceğe halkla birlikte bağlanmak demektir. Atatürk , "...Esas itibari ile teknik olunursa bizim görüşlerimiz -ki halkçılıktır -kuvvetin , kudretin , egemenliğin , idarenin doğrudan doğruya halkla verilmesidir. Halkın elinde bulundurulmasıdır. Şüphe yok ki bu , dünyanın en kuvvetli bir esası , bir prensibidir." Halkçılık ilkesinin uygulanması ayrıca , toplumda hiç kimsenin diğerlerinden üstün olmamasını kanun önünde kesin eşitliği kabulü anlamına da gelmektedir. Gerçek halkçılıkta hiçbir toplumsal gruba , zümreye tanınmaz. Halk her bakımından bir birine eşit kimselerden oluşur.
Halkçılığın Türk Toplumuna Sağladığı Yararlar
Kurtuluş savaşının başlaması anından itibaren halkçılığı temel ilkelerden biri yapan TBMM , bu yolla akıllara durgunluk veren mücadeleyi halka maletmiş , böylece milletimiz büyük bir zafer kazanmıştır.
LAİKLİK
Genel Olarak Laiklik ve Din
Laiklik , devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil , akla ve bilime ve dayandırılması , ancak kimsenin de dini inancına , vicdan hürriyetine karışmamasıdır.
Türk İnkılabında Laiklik
Hz. Muhammmed'in ölümünden sonra Müslümanlık hızla gelişti. Büyük İslam bilginleri , İlk Çağ 'ın akılcı filozoflarının yeniden gün ışığına çıkardılar. Öyle ki batılı bilginler bu filozofları Müslümanlardan öğrendiler. Müslümanlık bu akıl çağında büyük aşamalar yaptı. Tanrının doğru yolu göstermesi için akıl verdiğini söyleyen bilginler , İslam dininin ilerlemesinde büyük rol oynamışlardır. Onları destekleyen halifelerde çıkmıştır. Akla dayanan bu gelişme sırasında İslam hukuku da günlük hayata uydurulmuştur. Ancak , bir süre sonra bu gelişme durdu. İslam dünyasında aklın yerini, tutucu ve durgun bir inanç kapıldı. Bu görüşün sahipleri akıl yoluyla değil, sadece inanç ile yaşamak gerektiğini savunuyorlardı . Bu görüş kısa süre sonra yaygınlaşmıştır. İslam dini ve hukukunun donuk kaldı. Buna karşı akıl yolunu Müslümanlardan öğrenen batılılar, bu esasları geliştirmekteydiler. İşte Türkler Müslüman oldukları dönemde, İslam dünyasında durgunluk başlamıştı. Türkler üstün yetenekleriyle kısa sürede İslam dünyasına egemen oldular. İnandıkları Müslümanlığı, Hıristiyanlara karşı korudular. İslamlığı, Anadolu'ya ve Balkanlara yaydılar. Ama onlar güçlerinin doruğundayken batıda da akıl çağı başlamıştı. Büyük akılcılar, bir zamanlar Müslüman bilginlerin dediği gibi Tanrının insan verdiği en büyük hazine olarak aklı gördüler. Böylece batıda bilim ve hukuk akla dayandırılmaya başladı. Nihayet XVIII. Yüzyıl sonunda çıkan Fransız ihtilali ile laiklik devlet ve hukuk düzenine egemen oldu yani devlet dinin etkisinden kurtuldu. Aynı zamanda din özgürlüğü de kabul edilerek devletin, vatandaşın vicdanına karışmaması, herkesin inancında serbest olması esası konuldu. Osmanlı Devleti ise bu gelişmenin dışında kalmıştır. Atatürk, zamana ve akla uymayan eskiyen hukuk kurallarını bir yana bırakarak devleti laikleştirmiştir. Atatürk , " Laiklik prensibinde ısrar ediyoruz. Çünkü , milli iradenin , insanlığa mal olmuş değerlerin belki de en kutsal olan din özgürlüğü ancak , laiklik prensibine bağlanmakla korunabilir. "
Laikliğin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar
Laiklik ilkesinin uygulanması , Türk ulusuna pek çok yarar sağlamıştır. Din ve vicdan hürriyeti ile sağlanan barış ve huzur ortamı bunların en önemlisidir. Laiklik ilkesinin kabul edilmesi ile ülkemizde teokratik devlet dönemi kesinlikle sona ermiştir. Türkiye bir uygarlığın dar kalıpları içinde donup kalmaktan kurtulmuştur. Laiklik ilkesi kabul edilmeseydi , toplumumuz Orta Çağ özelliklerinden kurtulamazdı. Laiklik sayesinde Türkiye'de akılcı ve bilimsel yöntemler gelişmiştir. Demokrasi kurmuş tek İslam ülkesi olmamız , laiklik ilkesinin verdiği imkanlarla açıklanabilir.
İNKILAPÇILIK
 
Atatürkçü Düşünce Sisteminde İnkılapçılık Kavramı
İnkılap , bir toplumun önemli kurumları kısa bir süre içinde değiştirip kendini yenileştirme atılımıdır. Millet egemenliğe ve bağımsızlığa , milliyetçiliğe dayanan, toplum ihtiyaçlarını akıl yolu ile gidermeyi amaçlayan Atatürkçü düşünce sisteminde, inkılapçılık , yapılan bütün yenilikleri kapsar ve onları sürdürme , geliştirme azmini ifade eder. Atatürk'e göre " İnkılap milletin esenliği için halk adına yapıldığı. Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı , Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlamı ve biçimi ile uygar bir toplumsal heyet durumuna getirmektir. Öyle ise inkılap , modernleşme ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için yapılacaktır. " Türk milleti iyiye , doğruya, güzele daha fazla yaklaşmak , bunlara erişmek için inkılapçılık ilkesine bağlı kalmalıdır. İnkılapçılık nedir ? Atatürk'e göre " Gerçek inkılapçılar onlardır ki , ilerleme ve yenileşme inkılabına sevk etmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarında ki gerçek eğilime nüfuz etmesini bilirler."
Türk İnkılabının Özellikleri
Bir toplumda durup dururken inkılap yapılmaz. İnkılapların tarihten gelen önemli nedenleri vardır. Türkler , Osmanlı devleti gibi çağın en önemli devletlerinden birini kurmuşlardı. Bu devlet yüzyıllarca yıl dünyanın sayılı güçlerinden biri olarak kaldı. Ama batıda gelişen akıl ve bilim çağına ayak uydurmadığı için geride kalmaya, güçsüzleşmeye başladı. Çok uluslu bir yapıda olduğundan milli bir birlik kuramadı . Devleti kurmak isteyenler, hep eski düzen ve belli kalıplar içinde değişikler yaptılar. Oysa, yapıyı değiştirmek gerekti ve bu kaçınılmazdı. Birinci Dünya Savaşı sonundaki yenilgi ve parçalamaları yenilgi ve parçalanma, Atatürk'e Türk milletinin bir araya getirip mücadele etme ve yapıyı yenileme düşüncesini ve bunu gerçekleştirme azmini vermiştir. TBMM'nin açılarak yeni devletin kurulmasıyla inkılap hızla ilerlemeye başladı. Kurtuluş savaşının başarısıyla sonuçlanması, inkılabı daha da ileri götürdü. Art arda getirilen yenilikler toplumca hemen benimsendi Türk inkılabı bir bütündür. İnkılabımız, Türk milletinin çağdaş uygarlığın üstün çıkarılmasının hedefleyen, milli tarihimizin ve aklın verdiği deneylere, Onlardan çıkan ilkelere dayanır.
DEVLETÇİLİK
Genel Olarak Devletçilik
Devlet , toplum halinde yaşayan insanların , Aralarındaki düzeni kurmak ve sürdürmek için oluşturdukları bir güçtür. Bu güç kurumlaşmış , uzun bir tarihsel gelişim sonunda modern devlet ortaya çıkmıştır. Şu halde devletin temel varlık nedeni , insanlar arasında düzeni sağlamaktır. Devletin ana görevi düzeni kurup sürdürmektir. Bir hükümet , devleti oluşturan temel ilkelerin çizdiği çerçevenin dışına çıkamaz. Bir devletin toplum düzeni sağlamak için başvurduğu müdahaleler ise "DEVLETÇİLİK " ten başka bir şey değildir. Devletçilik ekonomi alanına devlet müdahalesi olarak değerlenmektedir.
Devletçiliğin Türk Toplumuna Sağladığı Faydalar
Devletin gelişmesi sırasında ekonomi alanında da bazı müdahalelerde bulunuldu : Aşar vergisinin kaldırılması , yabancı işletmelerin alınması , devlet eli ile ulaşım -özellikle demiryolu- işlerinin düzenlenip geliştirilmesi gibi. İlk zamanlarda devlet , ekonomi alanında bir müdahale ölçüsü koymamıştı. 1931 yılından başlayarak " Devletçi " ekonomi görüşü belirlenip uygulamaya konulmuştur. Devletin önemli bazı alanlarda üretim yapmak görevini üstlenmesi , para , kredi işlerini düzen ve denetime alması , planlı sayılacak bir ekonomi uygulamasına geçiş daha önce açıklanmıştı. Böyle bir devletçilik anlayışı Türkiye Cumhuriyeti'nin o gün ki ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır. Devletçiliğin demokratik bir toplumun gereklerine göre uygulanması, yurdumuzda devlet ile vatandaş arasında ilişkiyi , bağları güçlendirmiştir. Halktan çıkan devlet , onun ihtiyaçlarını gidermiş , böylece güçlü ama vatandaş hizmetinde devlet anlayışı kökleşmiştir.

GençBİLİM.Com Bu çalışmanın size faydalı olmasını umar okul ve iş yaşamınızda başarılar diler ...
Sorularınız için adresine e-mail atabilirsiniz...





Bunun hakkında hemen düşüncelerinizi ya da sorunlarınızı yazabilirsiniz...

Hızlı Yorum Sistemi
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

İsim Email Şifre Kuran'daki ilk sure

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış