Üye Girişi
x

Giriş Başarılı.

Yanlış Bilgiler.

E-mail adresinizi doğrulamalısınız.

Facebook'la giriş | Kayıt ol | Şifremi unuttum
İletişim
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

Milli Kültür Atatürk Ün Konusundaki Görüşler Milli Kültürümüzün Yayginlaştirilmasi

Milli Kültür Atatürk Ün Konusundaki Görüşler Milli Kültürümüzün Yayginlaştirilmasi Hakkında Bilgi - Milli Kültür Atatürk Ün Konusundaki Görüşler Milli Kültürümüzün Yayginlaştirilmasi Nedir Özet


Araştırmalar



 MİLLİ KÜLTÜR ATATÜRK ÜN KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLER MİLLİ KÜLTÜRÜMÜZÜN YAYGINLAŞTIRILMASI
 
 
Milletleri bir arada tutan, milli kültürdür. Milli kültür; dil, din, tarih, folklor ve müziğin bir bütünüdür. Atatürk bu nedenle, laik, demokratik, genç Cumhuriyeti kurarken, temelin kültür olduğunu sürekli belirtmek gereğini duymuştur. Ancak, günümüze kadar millilik, çağdaşlık, evrensellik terimlerindeki karmaşa devam etmiştir. Eğitime de yansıyan bu karmaşa siyasi partilerimizi de etkisi altına almıştır.
 
Toplumların en küçük parçası olan “aile”yi oluşturan bireylerin kendilerine ait kültürü, düşüncesi vardır. Ve her birey kendi yaşantısı içinde, demokratik kurallar içinde bu hakkını kullanmaktadır. Bireylerin bir araya gelerek meydana getirdikleri “aile”de ise, iki bireyin ortak kültürü yükselmeye, uygulanmaya başlar. Ailelerin birleşmesiyle o yerleşim biriminin folklor kültürü yükselir. Bu kültür tamamen yöresel olup, gelenekli insan zevkinin bir ürünü  özelliğini taşır. Folklor kültürü her yerleşim biriminde yeşererek kimli kültürün oluşmasında kaynak görevini yerine getirirler.
 
Bu nedenle, bize göre Türk halk kültürü, ülkemizin medeni ülkeler arasında yer alması için gerekli bir büyük havuzdur. Ve ülkemizde yaşayan her birey, görevi ne olursa olsun halk kültürünü bilmeli, sevmeli, önem vermeli ve bu kültürle bütünleşmelidir. Unutmalıyız ki, aynı tarihten güç alan, aynı coğrafi yolları kat ederek bugünkü sınırlarımız içinde yaşayan bizler; aynı kültürü, kanı, ülküyü taşıyoruz. Bilim adamlarına göre milli kültürümüz; ulusalda derinleşerek, evrenselde katkı yaratmaya yönelik, bütünleştirici, barışçı ve yaratıcı bir kültürdür. O nedenle de, milli kültür; günlük siyasi politikalardan uzak kalabilmeli, vazgeçilmez özelliği ile devletimizin asli özelliği olduğu unutulmamalıdır. Milli kültür politikasının bir devlet politikası olarak sürekliliğinin sağlanması bütün siyasi partilerimizce benimsenmelidir. Sürekli kesintiye uğrayan, yön değiştiren kültür politikalarıyla bir yere varmamız mümkün değildir.
 
Yıllarca, bazı kesimlerce milli kültürden uzak durulmasını, buna rağmen Batı kültürünün çağdaşlık olarak sürekli lanse edilmesini anlamakta zorluk çekiyoruz. Toplum olarak gelişmiş ülkeleri yakalama, onlarla çağdaş, yani aynı yüzyılda ve şartlarda yaşamayı elbette istiyoruz. Ancak, buna engelin de milli kültür olduğunu zannetmiyoruz. Orta Asya’dan günümüze atalarımızdan bize miras  kalan, bize ait, bize has olan kültürel değerlerimizin, ülkemizin her köşesinde, doğal ortamlarında, hiçbir zorlama olmadan, bir çiçek gibi filizlendiğini de görüyoruz. Ayrıca; bize millet olma vasfını ve şahsiyetini veren bu değerleri muhafaza etmezsek, batı medeniyeti içinde kaybolacağımızı da biliyoruz.
 
Yapılan her sanat kişiye hitap ediyor. Kişi ise, bir kültür yaratıyor ve yaşatıyor. Kişilerin ileriye umutla bakabilmelerinin etkeni olan yaşadığı kültür, o kişileri bir arada tutabiliyor, yaratıcılığının gelişmesine yardımcı  oluyor.
 
Her köşesi ile kültür zenginliği içinde olan ülkemizin, millilikten evrenselliğe giderken çok dikkatli olması, kopyecilikten uzak, ayakları yere basan  karar ve uygulamalar yapması; devletin, ülkesine ve milletine, insanlık idealine bağlı kişiler yetiştirmesi şarttır. Geçmişini, tarihini bilmeyen bir toplumun, geleceğe uzanması mümkün değildir. Artıları ve eksileri ile geçmişten ders alarak medeni ülkeler arasında yer almak için çalışmalıyız. Bu yolu kat ederken, ileri ülkelerin bulduğu, icat ettiği buluşlardan da faydalanmalıyız. Milli kültürün toplumları geri bıraktığı şeklindeki düşünceleri talihsizlik olarak değerlendiriyoruz.
 
Çünkü; en medeni saydığınız insanın dahi “geleneksele ait”,  “halk yönü” ardır. Ve bu yön insanlara eksi puan getirmez, tersine ufkunu, bakış açısını projelerini genişletir. O yön insanın kendisidir.
 
Önderimiz Atatürk konuyla ilgili olarak bakınız neler söylemiş; “Medeniyetin ne olduğunu başka başka tarif edenler vardır. Bence medeniyeti harstan ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur. Bu nokta nazarımı izah için hars ne demektir tarif edeyim. A-Bir insan cemiyetinin hayatın, B-Fikir hayatında, yani ilimde, içtimaiyatta ve güzel sanatlarda, C-İktisadi hayatta yani ziraatta, sanatta, ticarette, kara, deniz ve hava münakalatçılığında yapabileceği şeylerin mülahasasıdır.  
 
Gerçekte Atatürkçülük, bir atılımdır. O çağda, gelişmiş olan ülkelere yetişme, onların imkanlarından faydalanma atılımıdır. Biz ülke olarak “batılılaşma”, “asrileşme”, “modern”, “medeniyet” deyince hep Avrupa’yı anlıyoruz. Dolayısı ile batılılaşmadan o asra ayak uydurmayı anlıyoruz. Atatürk bir hocanın kendisine yönelttiği “ asrileşmek de nedir?” sorusuna, “adam olmak demektir” cevabını vererek, önemli olanın insan ve eğitim olduğunu belirtmiştir. Her şeyi ile milli öze bağlı kalan Atatürk, Türk insanının, Türk devletinin, Türk toplumumun çağdaş düzeye getirilmesini amaçlamıştır. Ama öncelik olarak geçmiş değerlerden kopmadan, milli kültürden soyutlanmadan. İşte bu görüş ve düşünceler O’ndan sonra devam ettirilememiş, adeta kendilerine “büyük”denen, ama “büyüklük” yapmayan; toplumu yüceltme yerine, toplumun gerisinde kalan; buna karşılık gençlerden çok iş, üretim isteyen yöneticiler sayesinde “kültürel gecikme”, “teknolojik gecikme” kaçınılmaz olmuştur.
 
İnsanlarımız; asırlarca, üretkenliğini hiç kesmemiş, el sanatları, oyunları, giysileri, yemekleri, fıkraları ile canlılığını, dinamizmini, korumuştur. Temel yapısı ile “kapalı”, “muhafazakar” olan, ama diğer ucu ile “açık” olan toplumumuz, “gelenekselliği” bir ilke olarak ele almış, kendine uyan hiçbir gelişmeye de karşı durmamıştır. Bu yönü ile dinamik bir izlenim veren toplumumuz kendisini demokratik sistem içinde bilgilendirecek, bilinçlendirecek yönetimlere ihtiyaç duymaktadır.
 
Her insan, çağa uygun yaşamak, medeni ülkeler insanlarının yıllık ortalama gelirini erişmek ister. Ancak, medeniyet ile kültürü birbirinden kesin bir sınırla ayırmak mümkün değildir. Medeniyet birçok milletin kabul ettiği ortak değerlerdir.
 
Dünya ülkeleri kendi benliklerini koruyarak, ileri ülke olmuşlardır. Çünkü; eğitilmiş topluluklar kopya kültürlerle bir yere varılamayacağını, kültürü olmayan milletlerin medeniyetlerinin de olamayacağını çok iyi bilmektedirler.
 
Ülkemizde “genel sanat eğitimi” aile içende ve okullarda verilmediğinden, hemen hemen her konuda; şehir planlarından köprülere, parklardan gök delenlere, ev dekorasyonundan okullarımızın boyalarına kadar bir zevksizlik görülüyor. Sitelere, yazlıklara taşınmakla, son model arabalarla gezmekle iş çözülmüyor ki! Kültür ve sanatı birbirinden ayırmak, oyunlarla müzikleri ayırmaya benzer. İşte bu nedenle, temel eğitimde, biz, küçük yaştaki insanlara kültürü, sanatı, zevki, medeniyeti ve kurallarını aşılarsak, ileri ülke olma yolunda hızla mesafe alabiliriz.
 
Kültürümüzün temelleri, Türk toplumunun tarih boyunca yaşamış olduğu tecrübeler ve coğrafi konumu ile belirlenmiştir. Orta Asya kökeninden, İslam uygarlığından, Anadolu kültürlerinden ve Avrupa kültüründen etkilenen kültürümüz, kendine has bir kişilik kazanmıştır. 2000’li yılları bitirirken bunu bozmaya, yeni kültürler aramaya, kopya etmeye çalışmak yanlış olsa gerek.
 
O halde ne yapmalıyız? Toplumların ileriye gidebilmelerinin en önemli şartı, sağlıklı eğitimdir. Okullar, üniversiteler açmakla eğitim hallediliyor diye düşünürsek bugünkü hatalara düşeriz. Çünkü; önemli olan dersi verecek hocanın bilgisi ve karakteridir. Bugün, okullarımızda müzik ve resim derslerinin çoğuna branş öğretmeni girmektedir. Milli Eğitim Bakanlığımız bu derslerle ilgili olarak sayfalarla müfredat hazırlamış, çok güzel. Peki bu müfredat uygulanıyor mu? Tabi ki hayır. Orta okula gelen öğrenci hala nota değerlerini bilemiyorsa, kendinde var olan yeteneğini geliştiremiyorsa suç kimin? Özel günlerde çocukları toparlayıp, kulaktan iki marş öğretmekle müzik eğitimi yapılmış mı oluyor? Yoksa kamufle mi ediliyor? Ve üzülerek görüyoruz ki bu arkadaşlar Fakültelerin Müzik Eğitimi bölümlerinden mezunlar. Yani, batı müziğinin ülkede yaygınlaşması için nefer olarak yetiştirilmiş, Türk müziği deyince burun kıvıran, çağdaş! Müzik yapan öğretmenler. Bunun yanında 1980’li yıllardan sonra öğretmenlik hakkını alan Türk Müziği Devlet Konservatuarları mezunları var. (M.E.B. Talim Terbiye Kurulu 10 yıl eğitim görerek mezun olan (Ortaokul+Lise+Üniversite) Çalgı Eğitim Bölümü mezunlarına bu hakkı hala vermemiştir) Avrupa müziğini ve Türk müziğini öğrenip, bir çalgıyı iyi derecede çalabilen, pedagojik formasyon derslerini de alan Türk müziği mezunlarının, gittikleri yerlerde öğrencilere daha yakın oldukları, daha önce öğrencilerin germek istemedikleri müzik derslerinin doldurulduğu ve yeteneklerinin ortaya çıktığı, öğrencilerin her tür müziğe açık öğretmenlerle daha iyi uyum sağladıkları görülmektedir.
 
2000’li yıllara girerken hala Türk-Batı gibi ayrımları yapmak doğru olmasa gerek. Bu nedenle Bakanlık, öğretmenlerimizi bir potada birleştirecek seminerler yapmalı ve bu tür ayrım yapanlara görev vermemelidir. Bakanlık, ders müfredatlarının uygulanması için gerekeni yapmalı ve okullara seçmeli olarak bu sene konan halk bilim derslerini devam ettirmelidir. Halk oyunları dersler de, Bakanlığın geçen ay yayınladığı kurallara uyan öğrencelere verilmelidir.
 
M.E.B. eğitimle ilgili programları yürütürken, diğer bakanlıklar eğitimle ilgili işlevlerini ortak bir programla bakanlığa devretmelidir. Kültür Bakanlığı ise, halk kültürü ile ilgili derleme, araştırma, sergileme, konser, topluluklar, kültürel ilişkilerdeki yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Gençlik ve Spor Bakanlığı, görevi icabı yarışmalar, şenlikler yapmalıdır.
 
Bu aşamada Üniversitelerimiz, bakanlıkların her türlü faaliyetleri için bilgi ve birikim deposu görevini, konuyla ilgili uzmanların yetişmesi için gerekli çalışmaları, objektif olarak yerine getirmekle en önemli görevi üstlenmiş olmaktadırlar. Kısaca milli kültürü ile yoğrulmuş, medeni insan veya toplum olmak için gerekli özelliklere sahip, ( çalışkanlık, dürüstlük, açıklık) fikirlere saygılı, iletişim araçlarına ilgili, okumasını ve araştırmasını, tartışmasını bilen gençlerin yetiştirilmesi halinde gelecekten korkmanın yeri yoktur.

Bunun hakkında hemen düşüncelerinizi ya da sorunlarınızı yazabilirsiniz...

Hızlı Yorum Sistemi
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

İsim Email Şifre Kuran'daki ilk sure

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış