Üye Girişi
x

Giriş Başarılı.

Yanlış Bilgiler.

E-mail adresinizi doğrulamalısınız.

Facebook'la giriş | Kayıt ol | Şifremi unuttum
İletişim
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

Çağdaş Müzik

çağdaş müzik nedir, çağdaş müzik ile ilgili ansiklopedik bilgi


Araştırmalar



20. yüzyılın en yetenekli bestecilerinden ve o dönem müziğine yön veren birkaç besteciden biri olan Igor Stravinski (1882-1971), müzisyen bir ailenin oğlu olup,babası St. Petersburg Operasında bas olarak görev yapmıştır.

18 Haziran 1982’de St. Petersburg yakınlarında Oranienbaum’da doğan ve 11 Haziran 1971’de ölen Stravinski, dört kardeşin üçüncüsüdür.9 yaşında Rubinstein’ın öğrencileriyle piyano çalışmaya başlar.Bu öğretmenler doğaçlama yapmasını kesinlikle yasaklarlar ve ona Avrupa’daki piyano dağarcığını belletirler.Aile çevresinden müzik meraklısı bir amca,Stravinski’ye Rus Beşleri’nin çalışmalarını tanıtır ve ufkunu genişletir.Böylece genç bestecide Rus uluşçuluğu ile Alman akademisyenliği arasında bir köprü oluşturur.

Kalafati’den aldığı konturpuan, envansyon ve füg dersleriyle armoni bilgisi güçlenir.Ancak ailesi müziği meslek seçmesine karşı çıkar.Müzik verilerini erkenden ortaya koymasına ve derin ilgisine karşın babasının isteğine uyarak St. Petersburg Üniversitesinde 1900-1905 yılları arasında Hukuk öğrenimi yapar.23 yaşında ve hukuk öğrenimini daha tamamlamamışken 1905’te kuzeni Nossenko ile evlenir.19 yaşındayken Rimski-Korsakov bestecinin kompozisyonlarını görür, büyük bir ciddiyetle hukuk öğrenimine devam etmesini öğütlemekle birlikte beş yıl sonra onu St. Petersburg Konservatuvarına almaktan çekinmez. 20 yaşında iken başlayan Rimski-Korsakov dostluğu onunla kompozisyon çalışması, Stravinski’ye müzik dünyasının kapılarını açar.

Özellikle babasının ölümünden sonra Rimski-Korsakov,genç besteci için bir baba figürü haline gelir.1910-1920 yıllarında I. Dünya Savaşı boyunca İsviçre’de yaşamıştır. 1920’de Fransa’ya terleşen besteci,1939’a değin Paris’te yaşamış,1939’da ABD’ye giderek çalışmalarını sürdürmüştür.Kozmopolit bir besteci olan Stravinski yaşamının çoğunu İsviçre,Fransa ve Amerika’da geçirdiği halde anavatanı Rusya’nın etkisini hiçbir zaman yitirmemiştir.Bestecinin bir başka özelliği de yaşamı boyunca aralıksız olarak yapıt üretebilmesidir;1910 yılından 1966’ya dek geçen verimli besteleme sürecindeki her dönem,müzik tarihinde de değişik bir akımı simgeler.Sürekli kendini yenilemesi nedeniyle eleştirmenlerce “birkaç yılda bir deri değiştiren bir timsah”a benzetilir.Müzik tarihinin derinliğini inceleyip her besteciden,her çalgıdan ve her akımdan bir şeyler ürettiği ve böylece yeni malzemelerle müziğinin çerçevesini değiştirdiği halde kendine özgü deyişini hiçbir döneminde yitirmez. Pergolesi, Gesualdo, Çaykovski, çok yalın bir Japon ezgisi,ilkel boyların ritim düzeni ya da Amerikan caz müziği,onun kendi müzik diline yeni boyutlar açabilir.16. yüzyılın madrigalinden,12 ton denemelerine,Rus halk ezgilerinin ritminden,birden çok ritme bağlı yapıya dek stilini geniş bir yelpaze içine oturtur.Yaratıcılığını 3 döneme ayıracak olursak: 1)1920’ye kadar süren ve Rus müziğinden yararlandığı ilk dönem, 2)1920-1950 yılları arasındaki Yeni-Klasikçi dönem, 3)1950-1971 arasında ton-dışı çalıştığı geç dönem.

İlk bestelediği yapıt,geleneksel biçimde bir piyano sonatıdır.İlk yayınlanan eseri ise bir senfonidir.Si bemol Majör tonundaki senfoni,R.Strauss’un ve Wagner’in benzeri bir polifonik doku taşır.Op.2 yapıt “Faunus ve Çoban kız”,Debussy ve Ravel benzeri izlenimci etkilerle yüklüdür.19808’de Rimski-Korsakov aracılığıyla Rus Balesinin kurucusu (Rus müziğini tanıtan konserler,bale ve opera temsilleri düzenleyen) Sergey Diyagilef (1872-1929) ile tanışır.Diagilef’in Rus bale topluluğu için ısmarlamış olduğu,ilk balesini yani “ATEŞ KUŞU” balesini besteler (1910).Aynı dönemin ürünü olan “Feud’ Artitice (1908) ile Op.1 Senfoni (1907) Brahms ve Glazounv’un izlerini taşır.Ancak olağan üstü bir hızla kişisel dilini yaratır.

Stravinski’nin yaratıcı yaşamının çeşitli yönlerinde söz edilmiştir.1914’de halk müziğini bıraktığı söylenilen Stravinski 1917-1918 yıllarından sonra eserlerinde Rus müziğinde birkaç yıl önce başlaya batı esinli saf müziğe doğru yönelme diyebileceğimiz bir hareketin varlığını gösterir.Oysa besteci bütün eserlerine tek ve aynı anlayışın egemen olduğunu, bütün ayrımların gerçekdışı ve keyfi olacağını ileri sürüyordu.Objektif, keskin bir görüşün egemen olduğu eseri dıştan gelen bütün romantik öğelere yabancı olan Stravinski, müzik görüşünü şöyle özetliyordu: “Bestelemek, benim için, belli sayıda sesleri, belli aralık ilkelerine göre düzene koymak demektir.”Stravinski sesler yardımıyla resim yapmanın olanaksızlığını ve müziğin bir duyguyu, bir ruh durumunu anlatma yeteneğini olmadığını ileri sürer.Gelenekle ilgili görüşleri ilginç ve nettir.Ona göre gerçek gelenek, “devrime yenilmiş bir geçmişin tanığı değil, halin yerini alan ve öğrenilen canlı bir güçtür.Sanatçı yeniyi yaratmak için geleneğe bağlanmak zorundadır.Sanatçının kişiliği müzik gereçlerinin tek ve kendine özgü düzenlemesi ile ortaya çıkar.Ve kendini kabul ettirir.Yani her yaratıcı tek olmak zorundadır.”Stravinski zaman zaman müzik gereçlerini tarihin büyük dönemlerinde arar.Böyle durumlarda tam anlamıyla kişisel çalgılaması ve armonilemesiyle geçmişin soluk bir taklidi yada bağımlı bir düzenlemesi olmaktan çok başka şeyler doğurur.

Rus folkloru ve Ortodoks Rus kilise müziği gelenekleri içinde yetişen Stravinski’nin Feu d’Artifice (1908), Scherzo Fantastique (1907-1908) gibi eserlerinin yer aldığı daha çok “Akademi” diyebileceğimiz bir başlangıçtan sonra üç balesi Ateş Kuşu (1910), Petruşka (1910-1911), Bahar Ayini (1913) müzik dilini sistematik bir biçimde nasıl yenilediğinin kanıtlarıdır.Ancak Bahar Ayini’nin 1913’de ilk sahnelenişi büyük yankılar uyandırmıştır.Bu olaylı temsilden sonra geriye adım atma olarak nitelendirilebilecek bir düşünce anlayışını benimsemiştir. Matematiksel diyebileceğimiz soyut ve arıtılmış müzik ögelerinin sahneye girmesi, bestecinin II. Dönemde ki eserlerine rastlar:Ezginin önemli yer tuttuğu Apollo Musagéte gibi (1928), Pulcinella Balesi de (1929), Neo-Klasik dönemin anlamlı sembolüdür.Peri Öpüşü (Bale-1923), Jeu de Cartes (İskambil Oyunu- Bale-1937), aynı çizgide yer alırlar, bunlar Stravinski’nin stil yeteneklerinin dikkate değer örnekleridir. Stravinski bu dönemde, soyut bir sesli saflığa ulaşma düşüncesini o kadar ileri götürür ki, bir besteci değil, bir müzik icraatçısı olduğunu söyler.Çağdaş kalarak geçmişin büyük ustalarına ulaşan Straviski kusursuz bir işçidir.Maddeyi işler ve eserlerinden her biri, bizzat kendisinin koyduğu bir ses sorununun çözümü olarak doğar.

1930’lardan sonra dodekafonizme yaklaşan Stravinski’nin eserleri sayıca büyük yer tutar.Bunlar; Baleler,Senfonik eserler, Oda Müziği ve Korolar olmak üzere kabaca dört grupta toplanabilir.Özel yaşamında olduğu gibi sanatta da düzensizlik düşmanı olan Stravinski, eserlerini sağlam temeller üzerine kurmuştur. Stravinski’nin değişik dönemleri, 20. yüzyıl müzik tarihinde değişik akımların öncülüğünü yapmıştır.İzlenimcilik, İlkelcilik, Yeni Klasikçilik, Folklorculuk ve hatta Gelecekçilik bile Stravinski’den ışık almış akımlardır.

Stravinski’nin doğduğu yıllarda Rusya’da sanat müziği geleneği çok yenidir.Zengin folkloruna ve zengin kutsal şarkılarına karşın sanat müziği, 19. yüzyıl ortalarına kadar bu tür müzik, soyluları eğlendirmek için ülke dışından getirtilir. Stravinski’nin sanatçı kişiliği değişirken, hayranı olduğu Çaykovski ve Rimski-Korsakov,Batı Avrupa’nın popüler kaynaklarını ve müzik biçimlerini kendi yapıtlarına aktarmaktaydılar.Öte yandan 20. yüzyıl müziğinin bir diğer öncüsü Arnold Schönberg,yüzyılların birikim olan Avusturya-Almanya müzik geleneğinin doyuma ulaştığı bir dönemde dünyaya gelmiştir.Sonat biçimine dayalı,senfoniye can vermiş,oda müziği türünü yaratmış,nice çalgının solistik gelişimini yapmış bir gelenek. Schönberg,artık ton duygusunu zorlayan bu geleneğe yeni bir müzik getirmeliydi. Schönberg ve Stravinski’nin üstünlük savaşı,Schönberg’in ölümüne dek sürer. Stravinski çok boyutlu özelliği ile daha
geniş halk kitlelerine seslenebilmiş ve yeni dil arayışında Schönberg gibi geleneksel kavramları karşısına almayıp,köktenci seçenekleri taramıştır.

Stravinski’nin de içinde olduğu 20. yüzyıl müziğine ise genel olarak bakacak olursak;20. yüzyıl müzik akımlarının tümüne “çağdaş müzik” denildiğini görürüz. “Çağdaş Müzik” kavramı,içinde birbirinden farklı akımları barındırdığından daha çok dönemi ifade etmektedir.O nedenle,20. yüzyıl müziği için “çağdaş müzik akımları” demek daha doğru olur.

Yaşadığımız yüzyılda müzik alanında büyük değişiklikler yaşandı. İlkin,müziğin maddi öğeleri (sesle ilgili) masaya yatırıldı.İçinde ne var ne yoksa ortaya koyuldu.Buna bakarak bazı müzik tarihçileri 20. yüzyıla “deneyler çağı” demektedir. Yine bu görüşten hareketle, “müzikte devrimci atılımlar” gerçekleşti denilmektedir. Aynı zamanda karşı görüşler de bulunmaktadır. Bunlara göre,yaşadığımız yüzyıl emperyalizm çağı olduğundan, kapitalist-emperyalist ülkelerin müziği de “emperyalist,yıkıcı ve gerici müziktir.” Kimileri de, II. Dünya Savaşı’ndan sonra hafif müziğin,yaygın adıyla popüler müziğin yaygınlaşması ve giderek egemen duruma gelmesinden dolayı,20. yüzyıla “pop müzik çağı” demektedir. Bu görüşlere pek çok eklemeler yapmak mümkündür;örneğin:Sosyalist ülkelerde “toplumsal gerçekçi müzik akımı”, kapitalist ülkelerde “caz müzik akımı”, bağımsızlığına yeni kavuşan ülkelerde “ulusal müzik akımı”, 19. yüzyılın devamı olan “romantik müzik akımı.” Bu müzik türlerinin tümü 20. yüzyılda yaşandı. Bu bakımdan, çağımız müziği tek ve bütünlüklü değildir. Farklı ilişkilerin ve farklı kültürlerin müziğidir. Onun için müzik türleri, biçimleri, içerikleri, estetik ve teknik özellikler, müzik anlayışları yaratılma koşulları, işlevleri bakımından birbirinden çok farklı özellikler göstermektedir. Tarihin hiçbir döneminde görülmedik şekilde müzikler üretildi. Şu rahatlıkla söylenebilir: 20. yüzyıl müziği, devrimin, sosyalizmin ve ulusal kurtuluşun müziği olduğu kadar, karşı devrimin, faşizmin ve emperyalizmin de müziğidir. Barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve demokrasinin müziği olduğu kadar, savaşın, düşmanlığın, baskının ve gericiliğin de müziğidir. Kahramanlığın müziği olduğu kadar, korkaklığın ve kaçkınlığın da müziğidir. Dışa açılmanın, toplumsal gerçekliğin, işçilerin, köylülerin, orta sınıfın, yani halkın müziği olduğu kadar, içe kapanmanın, gerçeküstülüğün, “entelektüel aristokrasinin”, bohem yaşamın ve yoz burjuvazinin de müziğidir. Kısaca, 20. yüzyılda yaşanan ne varsa müziğe yansıdı. 20. yüzyıl müziği karmaşık ilişki, olguların, olayların müziğidir. Genel anlamda olmakla kalmayıp, aynı zamanda her bir akım, aynı akım içinde yer alan her bir besteci için de söylenebilir. 20. yüzyıl başları; Boşluk, korku, gerçekten kaçış iç içe geçti. Bunu nedenleri arasında; -Makineleşme, toplumsal yaşamın her alanında yaygınlaştı. Bu da bireyin işlerini, makinenin parçasından farksız noktaya getirdi. Bireyin etkinliği, üretkenliği azaldı. Benliğini yitirdi, boşluğa düşmeye başladı.

-Ticaret, yaşamın her alanında egemen oldu. Temel ihtiyaçlar değil, sanat
ve kültürün diğer ürünleri de pazar tarafından belirlendi. Sanatın yaratılma koşulları sınırlandı, dinleyicisine ulaşamadı ve kopuş başladı. -Ekonomik, sosyal ve siyasal bunalımlar, savaş bulutlarının yükselmesi, ulusal kurtuluş çabalar, emperyalist devletler arası rekabet yükseldi. Toplumlar bu sırada çalkalanıyordu. Bu nesnel koşullar altında yaşayan sanatçılar “yaşanan gerçeği” görüyor ve acılarını duyuyorlardı. Bu tarihsel gelişimler esnasında, Stravinski de olduğu gibi diğer bestecilerde de tarihin izleri görülebilir. Ve çağdaş müziği bu etkilerle kesin olmasa da belirli bir dönemsel çerçevede inceleyebiliriz.

1) (1900-1918) I. Dünya Savaşı sonuna kadar geçen dönem (bu dönem arayışlarla geçmiştir),

2) (1919-1945) İki dünya savaşı arası dönem,II. Dünya Savaşı yılları (Klasizme dönüş,dizisel yazı gelişti),

3) (1945 sonrası) II. Dünya Savaşı sonrası yılları (yeni arayışlar başladı). 1900-1918 arası dönemde modernizm ve izlenimcilik ön planda olup;ton duygusu esnetildi daha sonra silindi,kromatikler öne geçti. Böylece ezgiler belli bir tona bağlanmaksızın ilerletildi. Pentatonik diziler kullanıldı,ritim yönünden aksak ritimler kullanıldı,vurgu yerleri değiştirildi,çapraz ritimler denendi. Ezgide olduğu gibi ritim de özgürleşti. Yeni akorlar oluşturuldu ve klasik armoninin üçlü sistemi rafa kaldırıldı. Armoni serbest bırakıldı. Ritim özgürleştirilerek melodinin yerini aldı. Kısaca “kemiksiz bir müzik” ortaya çıktı. Kargaşayla özgürlük iç içe geçti. Bu öğelerin ortaya çıkışında iki akım belirleyici olmuştur: İzlenimcilik ve Anlatımcılık.

1920 ve 1945 yılları arasındaki II. Dönem Yeni-Klasikçi akımın döneme etkisi ve egemen oluşundan dolayı bu başlık altında incelenebilir. Savaşın getirdiği yıkım ile deneysel müziğin başarısızlığı sanatçıları yeni arayışlara itti. “Kargaşa özgürlüğe götürmez, her gereç sadece güzellik için kullanılmalı. Ezgi, ölçü, tempo ustalıkla birleştirilmeli, bütünlüklü anlayışa varılmalı” düşünceleri ön plana çıktı. Eski formlara yönelme, halk melodilerini kullanma eğilimi, klasik öncesi formlar kullanılmaya başlanması, Yeni-Klasikçi akımın egemen olmasını sağlar.Tarihsel gelişim olarak Yeni-Klasikçilik (Neo-Klasizm), 18. yüzyılın II. Yarısında önce İtalya, daha sonra Fransa, Almanya ve öteki Avrupa ülkelerinde gelişen ve eski Yunan ve Roma örneklerine dayanan sanat üslubudur.1750’lerde Rokoko ve Geç Barok Sanatın aşırılığına ve yapaylığına karşı bir tepki ve Antik Çağ sanatına karşı yeni bir hayranlık biçiminde ortaya çıkan akım olarak nitelendirilir.Akademiciliğin gerçek doruk noktası sayılan Yeni-Klasik terimi 20. yüzyılın ilk yarısında teknik kurguyu sağlamlaştırmak adına, Klasik, Barok hatta Barok öncesi dönemlere baş vuran besteler için geçerlidir.Akımın öncüsü Stravinski’nin Pulcinella Balesi (1920) olarak bilinir.Prokofiyef’in de eserlerinde aynı özellik görülür.Yeni-Klasikçilik, Prokofiyef yanında, Hindemith, Roussel, Poulenc gibi bir çok bestecinin yapıtlarında göze çarpar.İki dünya savaşı arasında kalan yıllarda Avrupa’da pek çok besteci Yeni-Klasik akımdan esinlenmiş, daha geniş bir dinleyici kitlesi bulabilmek için bir süredir denenmekte olan karmaşık yöntemlerden arınıp Klasiğin dengeli biçimine sığınmaya başlamıştır.Klasiğe dönüş, yeni müzik dili arayışında çok kaynaklı incelemelere ve seçmeciliğe (ekletim) doğru yeni ufuklar açmıştır.Geçmişe başvurma dönemi bestecinin bu süre zarfında kendinin son derece özgün bir biçimde, artık zaman aşımına uğramış gibi görünen bir müzik anlayışı arayışına kaptırır. II. Dünya Savaşı sonrası (1945-…) III. Dönemde, savaşın yol açtığı çöküntü, bağımsızlığına kavuşan sömürgeler, soğuk savaş dönemi, teknolojide ilerleme ve yeni olanaklar; sanatçıların bunların tümünden etkilenmesine neden oldu.Sonuç olarak “çağdaş müzik”, farklı ekolleri içinde barındıran, bütünlüğü olmayan farklı arayışların müziği oldu.Stravinski’nin ABD dönemi 1940’ta, Chicago Senfoni Orkestrası’na adadığı Do Majör Senfoni’siyle başladı.Klasik yapıda olan bu beste Beethoven’e bir başvuru olarak ortaya çıkar.Yapıtta geleneksel müziğin bütün öğelerinden, ritmik ve armoni konusunda ileri bir modernizme yer verilmiştir.Bu dönem bir çeşit dönüş ve aynı zamanda Yeni- Klasikçiliğe bir veda sayılır.Bestecinin müzik yaşamında dizisel 12-tonculuğun ağır bastığı son bir dönem de 1950 yıllarında başlar. Görüldüğü gibi, Stravinski üç ayrı döneminde değişik akımlara bağlanmış, bu özelliği onu “tutarsızlık” la suçlayanları haklı gibi gösterse de, güçlü kişiliği ile 20. yüzyıl müziğinin en büyük bestecilerinden biri olarak müzik tarihindeki yerini almıştır. Ateş Kuşu, Stravinski’nin ilk dönemine denk gelen ilk bale müziği yapıtıdır (Paris 1910, daha sonra üç orkestra süiti olarak da değerlendirilmiştir.)

Stravinski, Ateş Kuşu’nda ki parlak orkestra renkleriyle sanatını kanıtlamaya başlamıştır.Borodin ve Rimski-Korsakov’un açık etkilerini taşıyan Ateş Kuşu balesinin partisyonu, bestecinin Rus Beşleri ile ilgisini açıklar.Bu eserde Stravinski’nin iki ustalığı görülür:Ritim zenginliği ve korkusuz olduğu kadar bilgili bir orkestrasyon.Onun müziğinde her duygu bir ritme yada ritim grubuna dönüşür.Sevinç, acı, heyecan, huzur, ritim aracılığı ile açıklanır.Ateş Kuşu bestecinin en önemli üç bale müziğinden ilkidir.Rimski-Korsakov ile dostluğunun etkileri eserin her sayfasında görülür.Ve bu yüzden Ateş Kuşu’nun 19. yüzyılın Rus bale müziği ile aynı doğrultuda olduğunu anlarız.Rimski- Korsakov orkestra güçlerini değişik bir şekilde kullanmıştır.Ve melodileri, enstrumanları bir fındığın kabuğunu kavradığı gibi kavramaktadır.Ünlü temsilleri düzenleyen ve yöneten Diagilef ise genç kompozitörleri kendi ekibine kazandırmayı amaçlıyordu. Stravinski’nin daha önceden yazmış olduğu “Scherzo Fantastic” dikkatini çekmiştir.Bu Stravinski için bir test olmuştur.Diagilef, Ateş Kuşu’nu ısmarlayarak, seri bir şekilde sahneye koymuştur.Stravinski ise bu eseri bale müziği haline getirmek için Grieg ve Chopin’nin müziği ile orkestrasyonunu yapmıştır.Bu Stravinski’ye 28 yaşında ülkelerarası bir şöhret ve bazı zamanlar skandallar ve yarım yüzyıl süren modern müzikal tatdaki liderliği vermiştir.İki değişik ülkede etkisi olmuştur.İlk önce Fransızları, 1945’te ise Amerikalıları etkilemiştir.Eserin kendi içinde bulundurduğu renkler, romantik hikaye için Parisliler Ateş Kuşu’nu sevmişlerdir.Paris operasında 25 Haziran 1910’da sahnelenmiştir.

Hikaye, iyi karakter Ateş Kuşu (Firebird) ile kötü karakterdeki şeytan Kaschei arasında geçmektedir.Açılış kötü güçlerin ve bilinmeyen şeylerin yaptıklarıyla başlar.I. bölümün açılışı Kaschei’nin “Büyülü Bahçesi” ndedir.Bu bahçeye girenler taşa dönüşürler.Ateş Kuşu belirir ve Prens Ivan Psarévich tarafından takip edilir.Ve balede uçuşan kuş tüyleri ile Ateş Kuşu dansı sergilenilir.Eserin ortalarında Prens Ivan çantasını çıkarır ve Ateş Kuşu’nu yakalar.Böylelikle üstün güçlere sahip olur.Bu arada prensin aşık olduğu bir prenses vardır.Prensesi takip ederken Prens Ivan, Kaschei’nin bahçesine girmiştir.Tam Kaschei onu taşa dönüştürecekken Prens Ivan Ateş Kuşu’nun tüyünü Kaschei’ye savurur ve bu ona korunma sağlar.Korku salan Kaschei karakteri prensi korkutur.Fakat prenses taşa dönüşmüştür.Bu sırada Ateş Kuşu gelir ve iyi ile kötü savaşı yardım isteyen ölümlüler ile başlar.Sonunda Ateş Kuşu Kaschei’nin ruhunun içinde bulunduğu bir yumurta oluşturur.Prens Ivan yumurtayı atıp parçalara ayırır.Ve Kaschei ölüp karanlıklara karışır.Bütün taşlaşan insanlar kendi normal hayatlarına geri döner ve Ateş Kuşu’na teşekkürlerini sunarlar.

Bunun hakkında hemen düşüncelerinizi ya da sorunlarınızı yazabilirsiniz...

Hızlı Yorum Sistemi
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

İsim Email Şifre Kuran'daki ilk sure

Yorumlar :

1. malkoçoğlu yolladı.   14-02-2012 00:50  

cagdas muzik ile ilgili cok guzel bir yazi tebrikler