Üye Girişi
x

Giriş Başarılı.

Yanlış Bilgiler.

E-mail adresinizi doğrulamalısınız.

Facebook'la giriş | Kayıt ol | Şifremi unuttum
İletişim
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

Kullandığınız Sosyal Medyayı Seçin
Yeni Klasör 8 yıldır sizin için en güvenli hizmeti veriyor...

Teknoloji dünyasındaki son gelişmeler ve sürpriz hediyelerimiz için bizi takip edin.

Parlak bir felaket örneği...

> 1 <

MuHaMMeD

grup tuttuğum takım
Yarbay Grup
Hat durumu Cinsiyet Özel mesaj 3201 ileti
Yer: istanbul
İş: öğrenci
Kayıt: 20-06-2006 06:59

işletim sistemim [+][+3][+5] [-]
kırık link bildirimi Kırık Link Bildir! #102053 29-07-2006 16:43 GMT-1 saat    
Parlak bir felaket örneği...


İlk versiyonu Poseidon Macerası adıyla 1972'de gösterilen Poseidon'dan Kaçış, Titanik'in tersine büyük bir batış destanı anlatmıyor, daha çok görsel efektleriyle öne çıkıyor.

Bu teknoloji ve özel efekt çağında, üstelik Titanik filminin hâlâ gişe hasılat rekorlarının tepesinde olduğu bir dönemde, Poseidon Macerası adıyla gösterilmiş olan 1972 yapımı ünlü filmin yeniden ele alınması kaçınılmazdı. O Poseidon Macerası ki, best-seller yazarı Paul Gallico'un romanından yola çıkarak çekilmiş, İngiliz yönetmeni Ronald Neame'in becerikli teknisyen ellerine emanet edilmiş ve kazandığı büyük ticari başarıyla, biraz tarihin karanlıklarına gömülmüş olan 'felaket filmleri' türünü yeniden sinemanın gözde alanları arasına sokmuştu. Almanya'daki ilk filmi Das Boot'dan başlayarak deniz hikâyelerine bulaşmış ve artık 'suya egemenliğini' çok iyi kanıtlamış olan Wolfgang Petersen'in, özellikle Kusursuz Fırtına'daki başarısından sonra bu 150 milyon dolarlık görkemli oyuncağın kaptan mevkiine getirilmesi ise, hiç şaşırtıcı değil. Çok lüks bir geminin yılbaşı gecesinde, beklenmedik dev bir dalgayla devrilip tersine dönmesi, yüzlerce kişinin ölmesi ve bir avuç yolcunun geminin en yukarısına çıkıp kurtulmaya çalışması... Titanik'in tersine, bir büyük batış destanı değil bu... Daha küçük ölçekli bir hikâye... Ama tüm başlangıç bölümleri, bir teknoloji harikası. Gerçek bir büyük yolcu gemisiyle yapay dekorları olağanüstü biçimde bağdaştıran, yeni teknolojileri kullanan, şaşırtıcı özel efektler yaratan ve olayın tüm dehşetini duyuran bir film. Sonrası biraz daha alçakgönüllü biçimde geliyor. Titanik'teki gibi çok sayıda insanın değil, bir avuç kahramanın öyküsüne odaklanıyor film... Ama filmin genel düzeyi veya Petersen'in başarısı azalmıyor. Tersine, artık hepsini çok yakından tanır gibi olduğumuz bir avuç (yedi-sekiz kadar) kahramanın her birinin kaderiyle yakından ilgilenir hale geliyor, sanki bu dehşet yüklü mücadelenin aşamalarını onlarla birlikte yaşıyoruz. Ölüm tuzaklarıyla yüklü o soğuk, madeni ve ürkünç gemi dekoru, bizim için de cehennemin yeryüzündeki yansımasına dönüşüyor. Hem de ilk filme kıyasla çok daha tanınmamış bir kadroya rağmen... Ve film ilkindeki gibi, yine insanoğlunun ruhunda varolan mücadele dürtüsüne, en umutsuz durumlarda bile direnme içgüdüsüne yapılmış bir saygı duruşuna dönüşüyor. İnatla, çabayla, her durumda belli bir umudu ve iyimserliği koruyarak selamete çıkma olayının parlak bir kanıtlanması sanki... Bu yeni Poseidon, teknik açıdan ilkinden daha üstün. Ve çok parlak bir felaket filmi örneği. Ama yine de ilk filmin Gene Hackman'dan Ernest Borgnine'a, Shelley Winters'ten Stella Stevens'e o görkemli kadrosunu biraz aramadım değil... Aslında yapımcılar galiba isteyerek yıldız oyuncu kullanmamışlar. Kadroyu değil, filmin teknik düzeyini dikkatimize sunmak, oyuncuları değil, genel akışı yıldız yapmak istemişler. İyi, güzel. Ama yine de sinemada oyuncu faktörünün önemi, galiba hâlâ yerini koruyor.

Bunu ilk beğenen siz olun

Hata Oluştu


> 1 <