Üye Girişi
x

Giriş Başarılı.

Yanlış Bilgiler.

E-mail adresinizi doğrulamalısınız.

Facebook'la giriş | Kayıt ol | Şifremi unuttum
İletişim
x

Mesajınız gönderildi.

Mesajınız gönderilemedi.

Güvenlik sorusu yanlış.

Kullandığınız Sosyal Medyayı Seçin
Yeni Klasör 8 yıldır sizin için en güvenli hizmeti veriyor...

Teknoloji dünyasındaki son gelişmeler ve sürpriz hediyelerimiz için bizi takip edin.

Oyum Kime ?

> 1 <

MaYK
Graphic Designer

grup tuttuğum takım
Albay Grup
Hat durumu Cinsiyet Özel mesaj 6061 ileti
Yer: Samsun
İş:
Kayıt: 24-02-2007 08:21

işletim sistemim [+][+3][+5] [-]
kırık link bildirimi Kırık Link Bildir! #323491 18-09-2008 06:31 GMT-1 saat    
Dünya devi Amerika'nın geleceği tek bir kişinin vereceği oya kalırsa ne olur? Üstelik de bu kişi işsiz, apolitik ve ayyaş bir adamın tekiyse… İşte Oyum Kime, seçim günü oy vermediği saptanan Bud Johnson adlı adamın ve hayatındaki tek varlığı kızı Molly'nin komik hikayesine odaklanıyor.

“Koskoca Amerika'da herkes oy kullanmış da bir tek bu adamcağız mı kullanmamış, yok öyle bir dünya!” demeyin, çünkü film bu sorunu senaryo aşamasında halletmiş. Ancak filmin halledemediği bir nokta var ki, o maalesef “yok öyle bir dünya!” demenize yol açıyor. Cumhuriyetçi ABD Başkanı Andrew Boone'un partisiyle, Demokrat aday Donald Greenleaf'in berabere sonuçlanan seçim mücadelesi Kevin Costner'in vereceği tek bir oya kalıyor. Buraya kadar her şey normal. Ama bu adamı kazanmak için iki tarafın da yapmış olduğu türlü şaklabanlıkların dışında, neden Bud'a 'ömür boyu refah garantisi' temin etmiyorlar, anlamak güç doğrusu. Hele hele bu adam işsiz ve kızının geleceği için kanını bile satabilecek biriyken. Cumhuriyetçi Başkan'ın filmin sonlarına doğru bu teklif nihayet aklına geliyor gelmesine de, gereksiz ve nedensiz bir duygusallığa kapılıp teklifi etmekten vazgeçiyor.



Her şeye rağmen, şaklabanlık olarak nitelendirdiğim, iki tarafın Bud'ı kazanma çabaları, filmin en büyük komedi kozunu oluşturuyor. Bu sahnelerde senaryo sizi hem güldürmeyi hem de Amerika'nın siyasetçilerini taraf tutmadan incelikle taşlamayı başarıyor. Önce Bud'ı futbol, bira, arabalar ve hayranı olduğu Willie Nelson'la vurmaya çalışan siyasetçiler, ardından giderek temel ilkelerinden sapmaya başlıyorlar. Göçmen haklarının önde gelen savunucusu Demokratların göçmen karşıtı reklamları ya da muhafazakar Cumhuriyetçi Başkan'ın birden gay hakları savunucu kesilmesi gibi. Bu sayede iki tarafın da ikiyüzlülüğü beyazperdede son derece ironik bir şekilde resmedilmiş oluyor.

Filmin iki tarafa da herhangi bir sempati duymuyormuş gibi durması da ayrı bir tartışma konusu aslında. Oy vermeyi vatandaşlık görevi ve çok önemli bir sorumluluk olarak gören Molly'nin bile aslında kimseye bir sempatisi yok. Oyunu veriyor ama kime belli değil. Filmin adını çağrıştıran bu 'oyları acaba kime durumu' sürerken, içten içe Demokratların daha sıcak ve içten olduklarını düşünüveriyorsunuz. Film, bu durumu bilinçli bir şartlandırma olarak dayatmıyor, hatta film hiç etliye sütlüye bulaşmadan maçı götürmeyi amaçlıyor diyebiliriz.

Ancak Cumhuriyetçilerin gerek tipleri, gerek maddiyatçı soğuk yapılarıyla izleyene itici gelmemesi çok güç. Bud'ın iki adayla da tanıştığı ve buluştukları yerlere bakarak bile bu kanıya varmak mümkün. Donuk, izole, lüks bir jet ve sıcak, samimi bir çadır partisi… Peki bu durum iki tarafın da ikiyüzlü olduğu gerçeğini değiştiriyor mu? Hayır, değiştirmiyor. Film de zaten bu bölümlerde bunu söylemeye çalışıyor. Nasıl görünürlerse görünsünler hepsi aynı haltın laciverti. Al birini, vur ötekine…



Siyasetçilerin dışında maalesef bir canavar daha söz konusu filmde, ki o da medya canavarından başkası değil. Medyanın manipülasyon gücüyle Bud Johnson'a heykeltraş edasıyla istediği şekli vermesi ve adayların tek kişinin oyu söz konusu olmasına rağmen reklamlar aracılığıyla bu kişiye seslenmeleri komik olduğu kadar son derece korkutucu aslında. Herkesin menfaatleri doğrultusunda nabza göre şerbet verdiği bu dünyada, tek güven veren saf görünümlü spiker Kate Madison'ın bile adayların kurnaz oyunlarından oynaması, izleyene “masum değiliz, hiç birimiz” mesajını veriyor.

Spikerden bahsetmişken, son zamanlarda her filmde karşıma çıkan Latin güzel Paula Patton'ı yeni Halle Berry olarak görmeye başladığımı söylemeliyim. Kevin Costner'a gelince, Öfkeli Aşıklar'daki karakterine yakın bir rolde duran aktör, boşvermiş adamları gayet başarılı canlandırdığını bir kez daha kanıtlıyor. Costner'ın küçük kızını canlandıran Madeline Carroll ise büyümüş de küçülmüş bir küçük kadın adeta. Bilmiş Molly rolünü iyice itici kılan Carroll'ın yerine keşke sevimli Abigail Breslin tercih edilseymiş.

Filmin sonunda yapılan ütopik Amerika goygoyunu ve senaryodaki bazı çatlakları görmezden gelirsek, Oyum Kime için tarafsız ama eleştirel bir politik duruşa sahip, eğlenceli bir aile komedisi demek mümkün. Bir kişinin oyu neyi değiştirebilir ki diye düşünenlerdensiniz, film bu görüşünüzü değiştirecek kadar iddialı değil, ama keyifli vakit geçireceğiniz kesin.

Bunu ilk beğenen siz olun

Hata Oluştu


Ulaşmak isteyen arkadaşlar mesaj atabilirler...
> 1 <